Beklerken

Hayatımız birçok kez beklemekle geçiyor. Bazen gün içinde bazen haftada ayda bir bekliyoruz. Beklemek cidden sıkıcı. Eskiden daha sıkıcı olurdu. Neyseki akıllı telefonlar imdada yetişti de beklerken dahi birşeylerle meşgul olabiliyoruz. Hatta meşgul olmak da demeyelim de o dakikayı, saati anlamlı hale getiriyoruz.

Oldum olası boş vakit sözünden irite olmuşumdur. Bir insanın vakti vardır. Aldığı nefes bellidir. Allah’ın bedava verdiği ama milyarlarca para verseniz alamayacağınız vakti yani nefesi nasıl boş olarak nitelendirebiliriz. Kaldı ki bu son asrın ilk mi, son mu olduğu belli olmayan illeti, bir kez daha ortaya koymuştur ki hayat o ince çizgide gidip geliyor yani nefes aldın veremedin geçmiş olsun verdin alamadın yine geçmiş olsun.

Malum mübarek Ramazan ayı içerisindeyiz. Hatta bir haftası geçti. Yine mübarek olan onbir aylara yirmi gün kaldı. Yani zaman yine durmadan geçiyor, akıyor. Başlamak yolun yarısı derler ya, son zamanlarda adeta başlamak bitirmek anlamına da gelmiyor değil.

Beklerken bunlar geldi aklıma. Daha neler mi geldi. Yanımdan arabalar hızla geçiyor. İlerideki kırmızı ışıkta duruyor. İstese de duruyor istemese de. Herkes durmadığında başına neler gelebileceğini tahmin ediyor ve duruyor. Bir kısmı saniyelerle önce yola çıktığı için ilk sırada duruyor bir kısmı saniyeler sonra çıktığı için biraz gerilerde durmasını gerçekleştiriyor.

Hani son zamanlarda moda oldu. Kuşak farkları. Bunları ayırmak için de x kuşağı, y kuşağı, z kuşağı kavramları tercih ediliyor. X kuşağı hayata birkaç on yıl önce başlamış, y kuşağı ondan bir kaç on yıl sonra dünyaya gelmiş. Z kuşağı ise daha yakın bir zamanda dünyaya gelmiş.

Bende daha önce bununla ilgili yazı kaleme almıştım. Şimdi düşünüyorum da kırmızı ışıkta bekleyen arabalar gibiyiz. Kuşak farkı da böyle bir şey. Biraz önce gelen de duruyor, biraz sonra gelen de. Biraz önce gelen biraz önce geçiyor, biraz sonra gelen biraz sonra.

Bu kadar abartmaya, bu kadar fark oluşturmaya bilmem gerek var mı? İşte ne bileyim birisi teknolojiyi kullanıyor, diğeri teknolojiyi üretiyor. Elbette bu da azımsanmayacak kadar önemli ama benim gelmeye çalıştığım nokta burası değil.

Çok düz bir mantıkla şunu söylemeye, dillendirmeye, akıl ve mantık yürütmeye çalışıyorum. On yıllar önce dünyaya gelen ile on yıllar sonra dünayaya gelen arasında yaratılış itibari ile hiç bir fark yok. Düşüncede elbette ilerlemeler olabilir. Hatta o da tartışılır. Paylaşımlara bakarsak hangi yüz yılda daha çok düşünce üretimi gerçekleşmiş onu da görebiliriz.

Aristo şunu dedi, Platon böyle söyledi, Hz. Ali eğitimle ilgili şunu söyledi. Dikkat ederseniz çağlar önce söylenilenleri tekrar ediyoruz. Bu manada onlar mı ilerde idi biz mi ilerdeyiz bakmak lazım.

Beklerken biraz uzattım farkındayım. Toparlarsam, birincisi, hepimiz, hepiniz, ben, sen, o bir bekleme içerisindeyiz. Biz bekliyoruz ama vakit, zaman beklemiyor. İkincisi, ilk insan Hz. Adem de insandı. Fiziksel, sosyal, kültürel ihtiyaçları vardı. Şu an, şu saniye doğan bebeğin de ihtiyaçları var. Bunlar farklı olabilir ama özünde hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Bir nasihat ile falan bitirmeyeceğim. Hayat zaten en büyük nasihat.

Bu arada beklerken kızım geldi. Ben beklerken bunlar geldi aklıma. Eminim ki sizler de bekliyor ve düşünüyorsunuz. Bence kaleme alın yoksa biz aklınızdakileri okuyamayız. Selametle…Herkese hayırlı iftarlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir